Ahlak, insanların toplum içindeki davranışlarını ve birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacıyla başvurulan kurallar dizgesi, başka insanların davranışlarını olumlu ya da olumsuz biçimde yargılamakta kullanılan ölçütler bütünüdür.
Ahlak kavramının varlığı insanın oluşumuyla doğru orantılıdır. Ancak çağın ve toplumun özellikleri ahlak kavramını değiştirmiş, yön vermiş ve ona yol çizmiştir. Toplumların iyi ile kötü olanın netliğine ilişkin belirli bir kavrayışları, iyi insandan kötü insanın, erdemli kişiden erdemsiz kişiyi ayırırken başvurmuş oldukları bir takım ahlak ölçütleri bulunmaktadır. Dolayısıyla tarih boyunca iyi ve kötüden son derece farklı şeyler anlaşılmış olsa bile hemen hemen bütün toplumlarda “İyi” kendisine ulaşmak için gerekli bütün çabanın gösterildiği takdirde alınacak ödül tasarımıyla; “Kötü” ise kendisinden kaçınılmadığı takdirde bedeli ağır ödenecek bir ceza tasarımıyla ilişkilendirilerek düşünülmüştür.
Eski antik çağlardan günümüze tanınmış filozoflar Ahlak düşünceleriyle toplumlarına yön vermişlerdir. Protogoras’a (İ.Ö. 482-323) gore insan her şeyin ölçüsüdür. Ona göre genel geçerliliğe sahip doğrular yoktur. Doğrular ve yanlışlar insandan insana değişir. Kynik’in (İ.Ö. 412-323) ahlak öğretisine göre Ahlak tüm istek ve duygulardan vazgeçerek yaşamaktır. Aristopolos’un (İ.Ö. 435-355) ahlak öğretisine göre ise haz veren her şey iyi, acı veren her şey ise kötüdür. Eflatun’a (İ.Ö. 427-347) gore ahlaki davranışların gayesi “En İyi” dir. Toplumlar, bilgelik, yiğitlik ve adalet ile en iyiye ulaşır.
“Öküz, yoksul kişinin kölesidir, yoksul köle ise efendisinin” sözüyle Aristo (İ.Ö. 385-322) hiyerarşik yapıya önem vermiş, her zaman üsttekinin, alttakini yöneteceğini, toplumlarda yönetilen ve yönetenlerin arasında ayrım yapılmasının ahlaki olduğunu düşünmüştür.
Görüldüğü üzere her toplum, kendi yaşam kurallarını belirlemiş, kendi “doğru” ve “yanlış”larına yön vermiş, esasen soyut bir kavram olan Ahlaka yön çizmişlerdir. Ahlak her zaman o toplumun Kabul gören hareket ve davranışlarını yansıtmayabilir. İnsan yapısının karmaşıklığı ve kendi menfaatleri doğrultusunda hareket etme isteği ahlaki yapının yönünü değiştirebilmektedir. Bir topluma ahlaki yapı, başka bir topluma ahlak dışı gelebilir.
Tarih boyunca hiç bir toplum ahlaksızlıklarla payidar olmamıştır. Uzun zaman tarih tarafından dışlanmadan ayakta kalabilmiş milletlerin ahlaki değerlere saygılı olduklarında şüphe yoktur.
“Ahlak üzerine inandığım ilke şudur; bir şeyi yaptıktan sonra kendini iyi hissediyorsan o ahlakidir, eğer kendini kötü hissediyorsan o gayri ahlakidir”
Ernest Hemingway
“Ahlak ilmi faziletler ve reziletler ilmidir ki, nefsi faziletlerle süsleme ve reziletlerden korunma yollarını gösterir” Katip Çelebi
İş ve meslek ahlakı kavramı, 1980′lerin sonundan itibaren gündeme gelen bir konu olmuş ve gün geçtikçe önem kazanmaya başlamıştır. İş ahlakının bu kadar önem kazanmasındaki en önemli etkenler, dünyanın giderek tek bir pazar hâline gelmesi ya da küreselleşmesi, insan haklarına verilen önemin artması ve çevre kirliliğinin tehlikeli boyutlara ulaşmasıdır.
Toplumları zengin ve mutlu yapan, doğal kaynaklardan çok, yetişmiş ve kaliteli insan gücü ve bu insan gücünün iyi yönetilmesidir. Bir toplumdaki iş ahlakı, o toplumdaki iş gücünün kalitesinin önemli bir göstergesidir. Yalnız başına teknik bilgi zenginlik ve mutluluk yaratmaya yetmediği gibi herkesin çalışmadan zengin olmayı hayal ettiği, kısa ve haksız yoldan para kazanmanın her şeklinin doğru kabul edildiği her yönetim kademesindeki rüşvet ve yolsuzlukların mevcut olduğu bir toplumda iş ahlakı oluşmadan yeni yatırımlar yapmak ve istihdam artışı beklemek doğru olmaz.
İş ahlâkı, çalışma ve meslek ahlâkını da içermektedir. Çalışma ahlâkı, bir toplumda işe ve çalışmaya karşı tutumlar, tavırlar ve bu konudaki değerleri ifade etmektedir. Meslek ahlâkı, meslek sahiplerinin mesleklerini yapmak suretiyle kendilerine ihtiyaç duyanlara hizmet ederek kamu yararına çalışmalarıdır. Yani mesleklerini icra ederken maaş, gelir, güç ve statü gibi kişisel yararlar meslek sahibi için ikinci planda kalmaktadır.
Meslek ahlâkının bazı temel ilkelerini şöyle sıralayabiliriz; ulusa ve insanlığa hizmet etmek, mal ve can emniyetini sağlamak, zayıfı kuvvetliye karşı korumak, huzur ve güven içinde yaşayanları şiddete ve saldırganlığa karşı korumak, vatandaşların anayasal haklarına saygı göstermek, herkese örnek olacak lekesiz, dürüst ve namuslu bir özel yaşam sunmak, hukuka ve kurumun kural ve ilkelerine bağlı olmak, kişisel duyguların, ön yargıların, düşmanlıkların mesleki kararları etkilemesine izin vermemek, gereksiz yere güç kullanmamak, hediye ve rüşvet kabul etmemek ve Görevi kötüye kullanmamak bizlere örnek teşkil edebilir.
Sosyal sorumlulukta esasen iş ahlakının gereğidir. Bir başka ifade ile iş ahlakı, sosyal sorumluluğu da içeren bir anlam taşır. Bir işletme sahibinin doğru, dürüst birisi olması, sözünde durması, hileli yollara başvurmaması takdir göreceği davranışlar olacaktır. İşletmelerin gerek iç, gerekse de dış çevreye karşı sorumlulukları vardır. Organizasyonların çalışanlara karşı sorumluluğu, müşterilere ve pay sahiplerine karşı sorumlulukları işletmenin içi sorumluluklarına; Devlete, doğaya, çevreye, rakiplere, yasalara ve topluma karşı sorumlulukları ise işletmenin dış sorumluluklarına örnek olabilir.
Organizasyon dışı sorumluluk, organizasyonun amacı ile çatışabilir. Doğaya ve çevreye verilecek zararların tazmin edilmesi, toplumda gelir düzeyi düşük kesimlere sosyal yardımlarda bulunulması organizasyonun maliyeti arttırır ya da net karının azalması sonucunu doğurur. Organizasyonun asıl amacı ile çatışsa da sosyal sorumluluk ahlakı iş ahlakının bir önemli ve ayrılmaz parçasıdır.
Bir işletmenin temel amacı topluma hizmet, sosyal sorumluluk, istihdam sağlamak ve global normları sağlamak gibi gözükse de asıl amacı kar elde etmektir. Bu nedenle işletmeler karını maksimize edecek yollara başvurabilirler. Çalışanlara daha az ücret vermek işletme açısından rasyonel bir karar olsa da ahlaki açıdan doğru değildir. Gerçi işletmeler uzun dönemli karlılığı düşünmeye başladıklarından dolayı çalışanlara az ücret vermek, uzun süreli karlılığı engelleyebilir. İşletmelerin sigortasız işçi çalıştırması, uygun çalışma şartlarının oluşturulmaması ve asgari ücretin altında maaş vermesi işletmelerin ahlak dışı davranışlardandır.
İş hayatının insan üzerindeki rolünün gittikçe çoğalması, aile bireylerinin bir çoğunun sosyal statüdeki yerinin değişmesi, ev hanımlarının da daha iyi şartlarda yaşamak için çalışma hayatına girmesi, aile bireylerinin genç yaşlarda kendi bireysel irade ve özgürlüklerini kullanmak için çalışma hayatına girmesi, insanların ihtiyaçlarının çoğalması ve bunları karşılama ihtiyacı ve statü ihtiyaçları insanları daha çok çalışmaya sevk etmiştir. İstihdam ortamının, iş gücüne göre daha az olması işletmelerin çalışanlar üzerinde baskısını ve gücünü arttırmıştır. Daha iyi işlerde çalışmak için toplumlar eğitime daha fazla önem vermiş, eğitimi yatırım olarak görmüş, hayatlarını bu uğurda sürdürmeye başlamışlardır.
Kısaca tamamlamamız gerekirse, ister organizasyonun isterse de işgücünün karşılıklı hedeflerine ulaşmasının temel yolu iş ahlakından geçer. Her geçen dakika daha kaliteli rekabet ortamı ve iş gücü ihtiyacının artmasına karşı organizasyonların rakiplerinden, çalışanların ise iş güvenliği ve başarılarına ihtiyaç duymayı gerektirmektedir. Tüzel veya Gerçek kişilerin önce kendilerinden başlamak kaydıyla iş hayatına uygulayacakları ahlaki değerler, başarılarının temel anahtarı olacaktır.
Ahmet Sadi
İnternet Adresi:
http://www.globalcv.com/icerik/161/calisma-hayatinin-altin-kurali-%e2%80%9cis-ahlaki%e2%80%9d.html