3 Temmuzda yaptıkları pisliklerin ayyuka çıkmasıyla uyanan Fenerbahçe’de yöneticiler; ‘’Biz Türk futbolunun başına hastane sahibi bir adam getirdik ama Türk futbolu şuan yoğun bakımdadır’’ demişlerdi. Ama şu anda Fenerbahçe nezdinde şikenin esemesi bile okunmuyor. Acaba Fenerbahçe yöneticileri, yeni  federasyon başkanı yaptığı iş gereği GAZ’larını aldığı için mi şimdi sus pus oldu? 6 ay önceye kadar Aziz babamız kaç yıl mahpus damlarında kalır diye düşünürken şu anda acaba babamız derbi maça yetişir mi diye düşündüğünüzü biliyoruz saklamayın! Madem CAS’taki davanız namusunuzdu  neden Demirören iç güzeyiniz olduktan sonra olduktan sonra davanızı geri çektiniz Demirören olmayan namusunuza sahip çıktığı için mi? İlhan Ekşioğlu, Şekip Mosturoğlu ve Cemil Turan gibi kulüp yöneticileri ceza almışken kulüp neden ceza almaz hiç anlamam.

Bu kadar önemli maçlar oynanırken Emre denilen yılışığa ceza verip sonrada cezasını ortadan kaldıran pfdk denilen yalakalar topluluğu aynı şeyi neden fatih terim için yapmakta bu kadar uyuşuk davrandınız Galatasaraylı olduğu için olabilir mi?

Bütün şike sonuçlarını neden Trabzonspor-Şikebahçe maçından sonra açıkladınız, madem kimse ceza almayacaktı madem herkes suçsuzdu madem bütün suç İbrahim Akın’ındı neden ülkede askeri darbe yapılmış gibi izlenim  ortaya koydunuz.

UEFA’nın belgeleri  istemesi,  Fenerasyon ve şike bahçeyi sakın ve sakın endişelendirmesin çünkü onlar gibilerden UEFA’da da çok var…

 

Kemal Canbaş

 
 
 

Gözlerine baktığımda ne hissediyordum? Kalbimin derinliklerinden gelen sese bir türlü anlam veremiyordum. Sana baktığımda hala kalbimin hızla çarpması ne anlama geliyordu ki? Hızla atan bu kalp, aşkla mı, yoksa nefretle mi atıyordu? Önemli olanda buydu sanırım.

Eskiden aşkla, tutkuyla bakan bu gözler artık yorulmuş, bakmaya dermanı kalmamıştı.

Aramızda yıkılmaz köprüler kuran bu eller, yaptıklarını tekrar kendi elleriyle yıkıyor, darmaduman ediyor, onarılması mümkün olmayacak hale getiriyordu.

Bunu durdurmak elimde miydi bilmiyorum. Ya da elimdeydi ama durdurmak istemiyordum. Ne olacaktı durdursaydım? Tekrar tekrar hayal kırıklıkları yaşayacaktım. Ümitli olduğum anda bir şeyler olup, bu tat boğazımda kalacaktı. Biliyordum. Aynı şeyleri yaşayacaktık. Senelerdir sadece kendimizi kandırdığımızın farkında değil miydik?

Furkan Onay

 
 

Kuralların vardır ezip geçemediğin, olmazsa olmaz, beni ben yapan dediğin. Yalnız sana aittir onlar. Başka hiç kimsede yokmuşçasına sahiplenirsin, önem verir, korursun.

O kuralları yıkmak, hiçe saymak öyle zordur ki insanı içinden çıkılmayacak bir durumda bırakır.

Hele ki söz konusu affetmekse, duygularınla gururun adeta savaş halindedir.

Öyle zor durumdur ki, kafan o kadar çok karışır ki, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemezsin.

Tarafsız olmaya çalışırsın ama bu imkânsızdır. Ya olmazsa olmaz dediğin kuralları ezip geçeceksin, ya da zor olanı başarmaya çalışacak, pes etmeyecek ve bununla savaşmayı öğreneceksin.

Affetmemek, affedememek bir yıkım değil, zor şartlar altında kazanılmış büyük bir zaferdir.

İleride duygularınızla yapacağınız daha büyük savaşlar için şimdiden kendinizi hazırlamalı, duygularınızı eğitmelisiniz.

Sevgilerimle…

 

Furkan Onay

 

 
 

İsrail ile siyasi problemlerin yaşandığı bu dönemde, hem spor hem de haber medyası tarafından merakla beklenen bir maçtı. Özellikle Çarşı grubunun maçta nasıl bir tutum sergileyeceği merak konusuydu. Maçtan önce yapılan açıklamalarda siyaset ile sporun birbirine karıştırılmayacağına dair, misafirperverliğin her zaman ki gibi gösterileceği yönünde açıklamalar geldi. Nitekim de öyle oldu. Çarşı taraftarı ve Beşiktaş taraftarı siyaseti ve sporu birbirine karıştırmadan 90 dakika boyunca takımlarını destekledi. Onlardan da beklenen buydu zaten.

Maça taraftarının desteğiyle hızlı başlayan Beşiktaş, henüz 4. dakikada Mehmet Aurelio’nun orta sahadan attığı güzel pas ile kaleci ile karşı karşıya kalan Almeida topu kalecinin üzerinden aşırtarak şık bir gole imza attı.

Beşiktaş Quaresma ve Simao’nun sürekli kanat değiştirmesi ile kanatlardan etkili olmaya çalışıyordu. Orta sahada Guti’nin yokluğunda oyun kurmada zorluk çeken Beşiktaş, 28 dakikada kontra atak da Quaresman’nın attığı muhteşem pası ilkten kaleciye nişanlasa da dönen topu tamamlayan Almeida Beşiktaş’ı 2-0 öne geçirdi.

İlk yarı bu sonuçla tamamlandı.

İlk yarıda takım halinde futbol oynayamayan Beşiktaş, bireysel yetenekleri sayesinde devreyi önde kapattı. Tel Aviv takımının ilk yarıda varlık gösterememesinden yararlanan Beşiktaş, ligde oynadığı maçlarda acaba bu taktiği işe yarayacak mı merak ediyorum. Orta sahada Fernandes, Aurelio ve Necip’in ileriye yönelik futbolcu olmamalarından dolayı Beşiktaş bu sıkıntıyı çok çekecek gibi. Guti’nin dengesiz ve düzensiz yaşamı bu sorunu daha da büyüten bir etken olacağına inanıyorum. Yönetim ve teknik direktörün Guti sorununu çözdüğüne inanmamız şu anda imkânsız gibi bir şey. İleride ise Almeida’nın güzel futbolunu beğendiğimi söylemeden geçemeyeceğim.

İkinci yarıya Tel Aviv golle başladı. Dakikalar 48’i gösterirken Tel Aviv Kehat’ın attığı golle skoru 2-1’e getirdi. Beşiktaş bu gole karşılığını 2 dakika sonra Mehmet Aurelio’nun attığı şık kafa golü ile karşılık verdi. Gol yağmuru devam ediyordu. Beşiktaş, dakikalar 53’ü gösterirken savunmanın başarılı ismi Egemen’in kafa golüyle durumu 4-1’e getirdi.

Beşiktaş, skoru garantiye aldıktan sonra, maç içerisinde sakatlık geçiren Almeida’yı çıkartarak Edu’yu aldı. Takıma çok yabancı bir görüntü çizen Edu, dakika 88’de Beşiktaş’ı 5-1 öne geçiren golü attı ve maç bu skorla tamamlandı.

Beşiktaş’ta Simao pek varlık gösteremedi. Savunmada herhangi bir aksaklık yaşamayan Beşiktaş’ta Edu, beklenenin çok altında bir performans göstererek taraftarları hayal kırıklığına uğrattı. Acilen takıma uyum sağlaması gerektiğini düşünüyorum. Bunu başardığı zaman Beşiktaş, çok daha iyi bir duruma gelecektir.

Avrupa’daki bir diğer temsilcimiz olan Beşiktaş’a da sonraki maçlarında başarılar diliyorum.

Sevgilerimle…

 

Furkan Onay

 
 
 

Trabzonspor – Inter maçını 90 dakika izleme şansı buldum. Trabzonspor, zor olan Inter deplasmanından en az bir puanla dönmek istiyordu. Onlar için 3 puan beklenmedik bir sonuçtu sanırım.

İki takımda ligde oynadıkları maçlarda puan kaybetmiş bir şekilde maça çıktılar. Trabzonspor’un kadrosunda, Manisa spor maçından dört farklı oyuncu bulunuyordu. Şenol Güneş’in aklında günlerdir bu maç vardı demek ki.

Maça iki takımda kontrollü başlamıştı. Inter ayağa paslarla Trabzonspor’u kendi yarı sahasına hapsetmişti. Fakat buna rağmen Inter, Trabzonspor’un kalesinde etkili olamadı.

Trabzonspor ise gelişigüzel vurulan toplarla kontra atak şansı yakalayarak, Inter kalesinde etkili olmaya çalıştıysa da bunda başarılı olamadı.

İlk yarı 0-0 berabere tamamlanmıştı.

İkinci yarıda Trabzonspor, biraz daha hareketlendi. Ayağa yapılan paslar, fazla istikrarlı olmasa da topla oynama yüzdesini yükseltmişti. Inter, Sneijder’in yeteneklerine bağlı kalarak oynarken, Trabzonspor takım halinde oynuyordu.  Sneijder’in isteksizliği de Trabzonspor’un işini kolaylaştıran etkenlerden biriydi. Orta sahada Colman ve Alanzinho’nun başlattığı ataklarla Trabzonspor, Inter kalesinde yavaş yavaş etkili olmaya başlamıştı.

Henrique ve yorulan Alanzinho’nun oyundan çıkmasıyla, Ankaragücü’nden yapılan yeni transferler Vittek ve Sapara’nın oyuna girmesi ile oyun daha da hareketlenmişti.

Dakikalar 73’ü gösterirken Trabzonspor savunmasının yaptığı büyük hatada top Diego Milito’nun önünde kaldı. Maç boyunca kalesinde devleşen Tolga bir kez daha kalitesini göstererek %100’lük gol pozisyonunda Milito’ya izin vermedi.

Ve dakikalar bu sefer 75’i gösterirken sahneye Celutska çıktı. Trabzonspor maçta bulduğu ender köşe vuruşlarından birinde pozisyonun devamında golü buldu. Kullanılan köşe vuruşunda, Inter savunması topu karşıladı. Ceza sahası dışına açılan top, tekrar ceza sahası içerisine şişirildi. Kafalardan seken top maçta pek varlık gösteremeyen Halil’in önünde kaldı. Gelişine vurulan top direkten dönerek Celutska’nın önüne düştü. Topu kontrol edip sol çapraza doğru giden Celutska, beklenmedik bir anda topa vurarak hem savunmayı şaşırtmış, hem de kaleciyi kontrpiyede bırakarak topu ağlara göndermişti.

Az sayıdaki Trabzonspor taraftarı ve futbolcular golün haklı sevincini hep beraber yaşadılar.

Geriye kalan dakikalarda Trabzonspor kalesini gole kapadı ve 3 puanı alan taraf olarak bizlere tarihi bir gece yaşattılar. Buradan Trabzonspor’a bir dahaki maçlarında başarılar diliyorum.

Sevgilerimle…

 

Furkan Onay

 
 
 
 

A milli basketbol takımımız, Litvanya’daki Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda Büyük Britanya’nın Polonya’yı, 28 sayı atan Luol Deng ve 27 sayı atan Freeland önderliğinde 88-81 yenmesi ile bir üst tura çıkmayı, İspanya maçına çıkmadan önce garantilemişti. Fakat İspanya karşısında alınacak galibiyet bir üst turda bizim işimize çok yarayacaktı. Büyük Britanya, boyalı alanda oynadığı etkili oyunu ile Polonya’yı fazla zorlanmadan geçti. Bu maçta da Polonya’ya hakemler yardım etmeye devam ediyor, periyotların son dakikalarında verilen centilmenlik dışı fauller, bu sefer Polonya’yı kurtarmadı. Büyük Britanya iyi mücadele etti ve maçı hakkıyla kazandı.

Bir sonraki gün ise Türkiye, İspanya karşısına çıktı ve maçı 65-57 kazanarak turnuvada iddialı olduğunu bir kez daha ispatladı. Bir sonraki maç Fransa ile. Fransa’ya karşı şansımızın tuttuğunu pek fazla söyleyemem, en son Dünya Şampiyonası’nda evimizde yenmiştik. Fakat onunla bunu kıyaslamamak gerek tabii ki. Çünkü büyük takımlar Avrupa Şampiyonaları’na daha çok önem veriyorlar. Buradan kazanılacak şampiyonluk ile olimpiyatlara doğrudan katılma hakkını elde ediyorlar. Gönül ister ki şampiyon biz olalım ve en büyük organizasyon olan olimpiyatlara doğrudan katılalım.

Gelelim takımımızın durumuna…

Turnuva başında yaşanan sakatlıklar dışında başka bir sakatlık yaşamadık. Kerem Tunçeri’nin Polonya maçında gözüne aldığı darbe sonucu oynamayacak haberlerinin çıkmasına sebep olsa da bir sonraki maçta Kerem’in durumu gayet iyiydi ve çıktı maçını oynadı.

Takım olarak turnuvaya çok iyi başladık. Hem savunmada hem de hücumda takım halinde iyi işler yapıyoruz. Takıma yeni katılan Enes Kanter’in şimdiden sağladığı yararları görmek mümkün. Güçlü fiziği ve orta mesafeli şutları ile turnuvada adından çokça söz ettireceğine inanıyorum. Emir Preldzic’de takıma uyum sağlamış durumda, hatta çoğu zaman takımın sayı yükünü çeken oyuncu oluyor. Diğer oyuncular ise her zaman ki oyun çizgisinde devam ediyorlar. Hidayet, Ender, Kerem, Ömer Onan… Ömer Aşık her zaman olduğu gibi savunmada ve hücumda aldığı ribaundlar ile takıma çok büyük katkılarda bulunuyor fakat tek bir problemi var o da serbest atışlar.  Gerektiğinde maçın kaderini değiştirebilecek olan serbest atışlarda sorunu olan Ömer Aşık’ın bu sorunu bir an önce çözmesi lazım. Bunu çözdüğü anda inanıyorum ki Ömer’in kendine olan güveni daha da artacak, bu ona pozitif bir katkıda bulunacaktır.

Önümüzdeki maçlarda 12 Dev Adam’a başarılar diliyor, bize dünya ikinciliğinden başka mutluluklar yaşatmasını diliyoruz.

Sevgilerimle…

Furkan Onay

 
 
 
 

Belçika’nın Azerbaycan ile 1-1 berabere kalması ile maç eksiği ile 2. Sıraya yerleşen milli takımımız, Avusturya maçından vasat futbolun üzerine çıkamadı.

Cuma günü oynanan Kazakistan maçını Arda Turan’ın son dakikada attığı serbest vuruş golü ile kazanan milli takımımız, Avusturya karşısında beraberliğe razı olarak grupta ikinciliği korudu. Maça Volkan Demirel, Egemen Korkmaz, Servet Çetin, Sabri Sarıoğlu, Hakan Balta, Yekta Kurtuluş, Mehmet Topal, Selçuk Şahin, Arda Turan, Umut Bulut, Burak Yılmaz 11 ile başlayan milli takımımız bu kadro ile 92. dakikaya kadar mücadele etti. Maçın son saniyesinde Gökhan Töre oyuna girdi fakat oyun başlamadan hakem maçı bitirdi.

Kazakistan maçında Emre Belözoğlu’nun sakatlanması, Selçuk İnan’ın kırmızı kart görmesi, Nuri ve Hamit’in de sakat olması orta sahada büyük bir boşluğa yol açtı. Mehmet Topal ve Selçuk Şahin’e kalan orta sahamız ofansif olarak bir varlık gösteremedi. İki oyuncunun da defansif özellikte olmasından dolayı, hücuma fazla katkı sağlayamadılar.

Avusturya takımının puana daha çok ihtiyacı olduğundan dolayı özellikle 70. dakikadan sonra golü bizden çok istediler. Savunmada bir hata yapmayan milli takımımız buna engel olmayı başardı. Sürekli sol kanattan hücum yapmayı tercih eden Avusturya akınlarına bir zaman sonra dur dedi.

Fakat takımımızın kötü futbolu gözden kaçmadı. İleride Arda’nın yalnız kalması, hücumda etkili olamamamıza sebep oldu. Umut, Burak, Arda üçlüsünün ileride sürekli yer değiştirmesi ile pozisyon bulmayı düşünen Hiddink, acaba orta sahaya değişiklik yaparak oyunun başladığı yere müdahale etmeyi neden düşünmedi merak ediyorum. 90 dakika boyunca aynı kadro ile mücadele etmesindeki amaç neydi? Bir puan yetiyor nasılsa, hücum yapmaya gerek yok, beraberlikte yeter mantığı ile sahaya çıkmak doğru muydu acaba? Bence değildi. Bir puan bize yetiyor bile olsa, oyunu bu kadar sıradan, sıkıcı bir hale getirmemeliydi. Büyük bir takımsak eğer bunu yapmamamız gerekiyordu. Hiddink’in kaçan gollerdeki tepkisizliği de dikkatimi çekti, sanki takım umrunda değilmiş gibi bir tavır takınıyordu. En azından forvette değişiklik yaparak oyuna az da olsa hareketlilik getirmeliydi.

Bireysel olarak hata yapmadığımız maçta, Hakan Balta’nın güzel oyunu dikkat çekti. Kanadından yaptığı bindirmeler ile golü aradı. İsabetli pasları ile hücuma katkı sağladı. Kanatlardan ileriye çıkarak hücuma katlı yapan bir başla oyuncu ise Sabri Sarıoğlu idi. Yaptığı isabetli ortalar hücumda tehlikelere yok açtı. Açtığı bir ortada Burak’ın vuruşu direğin yanından dışarı çıkarken, açtığı diğer ortada yine Burak’ın vuruşu direkten dışarı çıktı.

90. dakikada, Selçuk Şahin’in savunmanın arkasına attığı pasta kaleci ile karşı karşıya kalan Burak, kaleciyi geçtikten sonra yerde kaldı ve hakem penaltı noktasını gösterdi. Topun başına Arda geçti. Penaltı vuruşunda kalecini bacağına çarpan top dışarı çıktı. Son dakikada ayağımıza kadar gelen şansı tepmiş olduk, fakat hem bana hem de Rıdvan Dilmen’e göre maçın hakkı beraberlikti.

Sevgilerimle…

Furkan Onay

 

2010-2011 sezonunun sona ermesinden sonra, Türkiye güne şike iddiaları, teşvik primleri ile uyandı. Bunun Türk futbolu için bir darbe olacağı kimsenin aklından geçmiyordu. Sezonu Fenerbahçe, averaj ile Trabzonspor’un önünde birincilik ile tamamlamış,  Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan katılma hakkını elde etmişti. Kim derdi ki Fenerbahçe bu hallere düşecek diye…

Tüm kanallarda son dakika haberleri olarak geçen şike, bunun beraberinde gelen gözaltılar, ifade vermeler, nihayetinde de tutuklanmalar bizlere o zaman ileride nelerle karşılaşabileceğimiz hakkında az da olsa fikir verdi.

Bu olaylar yaşanmadan hemen önce federasyonun el değiştirmesi bence soruşturmayı etkiledi. Neden mi? Başa gelenler görevde henüz bir aylarını doldurmadan bu olaylarla karşı karşıya kaldılar. Daha görevde acemi olan yönetim bu olayları kaldıramadı. Korkmadan, kimseye bağlı olmadan kararını veremedi. Savcılığın gönderdiği dosyaları inceleyen etik kurulu, yaptığı toplantıda ‘’Yeterli delil yok, kimseyi suçlayamayız’’ dedikten on beş gün geçmeden nasıl oluyor da Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’ne gitmesine ambargo koyabiliyor?  Cevabı çok açık…

UEFA! Kendi adamını gönderen UEFA, federasyona deyim yerindeyse ‘’Manevi ağabeylik’’ yaparak süreci akıl almaz bir şekilde hızlandırdı. Elinde yeterli delil olmadığını söyleyen federasyon, nasıl oluyor da bu kararı verebiliyor? Bir Galatasaray taraftarı olarak, Fenerbahçe’ye gönül vermiş, taraftar kardeşlerime burada haksızlık yapıldığını düşünüyorum.

Şike yapılmış olsa bile, bunu yapan yönetimdir, suçu tüm Fenerbahçe camiasının üzerine atmanın yanlışlığına parmak basmak istiyorum. Fenerbahçe’nin şu an içerisinde bulunduğu durum, ne kadar kendi yaptıklarından dolayı olsa bile, federasyonun da suçunun olduğu açık bir gerçektir.

Federasyon böyle karar vermeye devam ederse, görev süresini tamamlayıncaya kadar görevde kalacağına pek inanmıyorum. Ne zaman ki federasyon, kimseye bağımlı olmadan, özgürce fikrini söylemeye başladığı zaman gerçek bir ‘’Bağımsız Federasyon’’ olacaktır.

Sevgilerimle…

Furkan Onay

 

Geçen sezon Hagi ve Rijkaard’ın kötü yönetiminin üzerine, kulübünde iyi yönetilememesi  ‘Avrupa Fatihi’ Galatasaray’ın, ligi hiç haketmediği ve ona layık olmayan bir yerde bitirmesine sebep oldu. Bu sonuç tüm Galatasaray camiasını ve Galatasaray’a gönül vermiş olan taraftarları fazlasıyla üzdü. Ezeli rakiplerine makara konusu olan takım, bu sene, Galatasaray’ı başarıdan başarıya koşturan ‘İmparator’ Fatih Terim’in başa gelmesi ile birden bire mükemmel bir görüntü çizmeye başladı. Bunda takımdan giden ve takıma yeni gelen oyuncuların etkisi büyüktü. Ama bunun asıl mimarı tabi ki Fatih Terim’di.Oynanan hazırlık maçlarında başta iyi bir görüntü çizmese de, R.Madrid maçında artık lige hazır olduğunu herkese gösterdi ve taraftarlara tekrar umut aşıladı.

Bu sene, takımdan geçen senenin bel kemiğini oluşturan oyuncuların gitmesine rağmen yapılan yeni transferler onların yerlerini çoktan doldurdu bile.

Giden oyuncular; Barış Özbek (Trabzonspor) Cem Sultan (Kayserispor) Emiliano Insua (Liverpool) Erhan Şentürk (Karşıyaka – Kiralık Lorik Cana (Lazio) Robinson Zapata Harry Kewell (Melbourne Victory) Lucas Neill (Al Jazeera) Serdar Eylik (Karşıyaka) Uğur Demirok (Akhisar Bld.) Juan Emmanuel Culio (Orduspor) Arda Turan (Atletico Madrid) Mehmet Batdal (Karabükspor) Bogdan Stancu (Orduspor)(Kiralık) Juan Pablo Pino Puello (Nassr Saudi FC)(Kiralık).

Gelen oyuncular; Selçuk İnan (Trabzonspor) Johan Elmander (Bolton) Ceyhun Gülselam (Trabzonspor) Tomas Ujfalusi (Atletico Madrid)  Okan Derici (Eintracht Frankfurt) Fernando Muslera (Lazio) Felipe Melo de Carvalho (Juventus) Emmanuel Eboue (Arsenal) Engin Baytar (Trabzonspor)

Gelen oyuncuların takıma, eski oyunculardan daha iyi adapte oldukları aşikar. Bunun sebebi, motivasyon kaynağı, bence yılların tecrübesi Fatih Terim’dir. Galatasaray camiası bu takıma gönül vermiş olan birisini el üstünde tutup ona gereken saygıyı göstermelidir. Onun engin bilgilerinden maksimum derecede faydalanmak futbolcuların asli görevlerinden biri olmalıdır.

Bütün Galatasaray camiası bu sene ligde fırtına gibi esen, tüm kupalara aday olan, seyrederken zevk alacağı bir takım görmek istiyor. Şu ana kadar yapılanlar, bunun imkansız olmadığını bizlere gösteriyor. Yönetim, taraftar ve futbolcuların birbirleri ile kenetlenerek bunu başarabileceklerine inanıyorum. Yönetim ve futbolcu olarak sıfır kilometre olan, tekrar yenilenen Galatasaray’ın, bizlere özlenen başarıları tekrar yaşatacağını umuyorum.

Sevgilerimle..

Furkan Onay

Şike soruşturması başladığı günden bu yana kalemimi elime alıp, bir türlü duygularımı aktaracak en doğru kelimeleri yoğuramadığım /birleştiremediğim bir yazıydı (mektuptu) bu.

Geçtiğimiz hafta yaşanan son olaylardan sonra duygular kalemime daha rahat akmaya başladı vesselam…

Spor kamuoyu olarak şike yapılmış yada yapılmamış olması ve gerçeklerin bir an önce ortaya çıkmasını istediğimizden , daha gerçek ve daha asıl bir şey var: Fenerbahçeli taraftarın böylesi durumda takımına olan bağlılığın artarak devam etmesi gerçeği…

Bir mektup tabiatındaki bu yazımı tüm Fenerbahçeli dostlarıma ithaf ediyorum…

‘Sevgili Fenerbahçeli Dostlar

Bu mevsimde Fenerbahçeli olmak, Fenerbahçe’li kalmak ve hala o gururu yaşıyor olmak zaten sizlere en yakışanı.

Sivas maçının bitiş düdüğünden sonra inanılmaz bir hasretle beklediğiniz Şampiyonluğu doyası kutladınız. Cebinizdeki son parayla maça gittiniz çoğu kez ve çocuğunuz rızkından kesip belki bencilce de olsa forma aldınız kendinize; arkasında memleketinizin plakası yazan…Kim bilir arkadaşınızdan borç para alıp maçı kahvede tıkış tıkış bir ortamda izlediniz…

Fenerbahçeli olurken hep fedakardınız…

Hüznünü yaşarken son dakikada giden şampiyonlukların, işte tam da o acıyı bu şampiyonluğa sevinerek yaşadınız. Hakkınızdı da …

Ve bir Pazar sabahı her şey değişti.

‘Şike’ ve sevdiğiniz takımın adı aynı satırlarda yazılmaya başlandı.

O günden beride uykularınız kaçtı…

Sizde şaşkınsınız. Hepimiz gibi…

Sevgide bir azalma yok, ve hatta artan çok şeyler var sarı-lacivert aşkınızda…

1-Şike yapılmış olabilir. Takımınız Şampiyonlar Ligi’ne gidememesi üzerine , Bank Asya’ya da düşebilir. Ve belki de Volkan’ın amatör kümelere düşse bile kalesini koruyacağı Fenerbahçe’nizi hiçbir zaman bırakmayacaksınız…

Çünkü size de bu yakışır…

Bunu şike soruşturmasından sonra aldığınız formaların artan rakamları, sosyal paylaşım sitesindeki ‘Fenerbahçeli Amblemli’ profil resimleri ve her ne olursa olsun çığ gibi büyüyen sevginiz , Fenerbahçe içinde binlerce Volkan Demirel olduğunun göstergesi…

 

2-Şike yapılmadığı mahkemece karar verilebilir. İnanıyorum ki Fenerbahçeli taraftar aklanmanın ve mağduriyetin gururunu yaşayacak ve hiçbir zaman aşırıya kaçmadan hakkını savunacaktır. En zor gününde yanında olduğu Fenerbahçenize daha da bağlanacaksınız…

 

Ki zaten konumuz şike,isimler,başkanlar, yöneticiler değil. Sadece 12. adam ve onun sevgisi…

Bir Galatasaraylının sarı kırmızıya, bir Beşiktaşlının siyah beyaza,bir Trabzonlunun bordo maviye duyduğu aşkın benzer türevinde bu sevgi…

 

Ve zaten hangi durum/ihtimal olursa olsun , şike yapılmış yada yapılmamış olsun, kişilerin ve hataların/doğruların gelip geçici, renklerin baki kalacağı Fenerbahçe sevginiz;, yine ve yeniden cebinizden , çocuğunuzun rızkından ve en önemlisi zamanınızdan ayırarak yaşatacaksınız…

 

Bu mevsimde Fenerbahçeli olmak,

Sevgilerin ve bağlılıkların hiç kuşkusuz en güzeli olsa gerek…

Vatan sevgisi, bir ananın evladına duyduğu gibi asil ve karşılıksız…’

 

Bir Galatasaraylının yüreğinden Fenerbahçeli arkadaşlarına…

 

Not: Bir köşe yazarının tuttuğu takımı açıklamaması kuralı ve genel kanısının aksine ‘Galatasaraylı’ olduğumu açıklamamın, önceki yazılarımdaki tarafsızlığım ve tüm takımlara karşı objektif duruşum ve hatta Galatasaray’ı çok daha acımasızca eleştirdiğim göz önüne alınırsa, bir sakıncası olmadığını düşünüyorum…

Sevgilerimle…

Can Kuş / cankus-78@hotmail.com