Durup durup senden kaçmak.

yorulunca durup ardına bakmak sonra.

Bir görünüp bir saklanmak, yada

baktığın yerde kalmaktı aşk,

süresiz zamanlarda…

Ben, yüzüme değen her yeni gözü,

ihanete tam teşebbüs sayarım sana

ve

benim içinde bulunduğum yanlızlıktı,

sana rağmen sana değer

seni sevmek adına.

Senin yüzüne gözüm değmişti artık,

değişmişti yüzümdeki parlaklık

ve benim; bu saaten sonra

güneş bile gözüme alacakaranlık..

Mesut Dursun(mda)

 
 
 
Aramızda sadece küçük bir şehir duruyordu seninle, uzaklığını kestiremediğim, yürüsem varacakmışım gibi gelen. Çocukluğumuzdan kalan yetiştirilmemiş toy acılarımız vardı, hayattaki tek vazifesi engel olmak olan ortak acılarımız ikimizinde.

Aşk sevgisiz kalmış kırılgan bir çocuktu içimizde. Ve hiç yabancılık çekmiyordu kalbim bir kız çocuğunun betona sürtmüş dizindeki eşdeğere düşen sızıya, hatta alışmıştı bile buna. Herşeyi değiştiren zaman bir tek acılarımı aynı bırakmıştı.

Evimin önündeki sokak, her gün önünden geçtiğim gazete aldığım bayi, şehirdeki, toplu taşıma otobüsleri ve mahalledeki evlerin duvar renkleri, her şey değişmişti. Hatta yüzünü bile hayal meyal hatırlıyordum, âşık olduğum yüzünü.

Aradan çok zaman geçmişti hem de tüm kırılgan mutluluklarımı unutturacak kadar çok zaman. Farkında olmadan ya da bile bie yalın ayak girmiştim aşkın topraklarına; bir şeyi, hayatımda eksik kalan bir şeyi tamamlamak adına hem de fazlalaştırırcasına tamamlamak için koşmuştum o topraklarda yalınayak…

Eskiden kalan eksikliklerimi.

Böyle bir şehirde seninle yaşamak huzur veriyordu bana, alışılmış bir huzur değildi benim için. Bu mevsimde daha bir şirin oluyor bu şehir, kendine hayran bırakan büyülü bir kurgusu var, akşamları ise kendini terk edenlere aldırmayan ama yinede içinde sakladığı kaygıyı belli eden bir şehir.

Ben yüzüne bu şehirde âşık oldum ve yüzünle aydınlanmıştı bu şehir o günden sonra tüm kirli duvarlarına rağmen. Ne zaman gidişin gelse aklıma kendime haksızlık etme duygusunu yaşıyordum, garip ama bu gerçek geliyordu bana ve gittikçe korkutan bir histi bu beni.

Benden daha da çaresiz, umutsuz ve eksik insanların olduğunu hatırlamamdı bu hissi yaşatan. Acaba öylemiydi gerçekten, bu şehirde benden başka da acı çeken insanlar vardıydı?

Eğer öyleyse, mümkün kılan da bu gerçekti kendime haksızlık etmemi. Ve yine bu gerçek olmalıydı beni korkutan. Çünkü en çaresizi en umutsuzu ve eksik olanı ben olmalıydım, bu şehirde yalnızca ben…

Kendimi bunun için zorluyordum, aklımda hissettiğim ne kadar gücüm varsa seferber ediyordum bunun için. Ben bu şehirde bu kadar insana haksızlık ederken; sen başka coğrafyalarda ilk iklim arkadaşlığında yeni tenlerle buluşuyordun.

Senin için hayat nedenleriyle beraber sunum yapmıyordu çünkü sade ve kıvamında bir yaşantısaldı sana verdiği.
Karşılaştığım her insan gözü yetersiz kalıyordu seni görmek için, sade ve duru bakışlarda heykelleşiyordun.

Çok uzaklarda, birileri bir şeye çok üzülmüş ve bu hastalıklı duyguyu tüm havaya yaymıştı. İçime çektiğim her nefeste bu duyguyu hissediyordum sanki.

Az ilerde yüzünü başka bir yüzle örtmüş, ellerinin üstü tüm yorgunluğuna kanıt, gözlerinde alıngan bir umut olan ve beklide önündeki üçtane selpaktan başka bir şeyi olmayan yaşlı bir amcanın; hayata karşı soğuk bakışlarında üşütmesiydi beni, bu hastalıklı duyguda bırakan…

İçimde büyüttüğüm acı beklide alıştığım bir acıydı. Bunun için diğer tüm acıları, acılı insanları reddediyordum kendimden. Çok bencilce bir davranıştı bu ama öyle olmalıydı benim için.

Babam on üç yaşında kaybetmişti babasını, hayat tam o yaşta söylemişti, beklenmedik bir zamanda umursamaz merhabasını. Bir kaybedişten daha fazlasıydı bu o yaştaki bir çocuk için. Babasının ölmeden önce kendisine aldığı ama giyemediği ayakkabısını tam kırk sene saklamıştı babam hiç giymeden. Her baktığında o ayakkabıya yeni gidişlerin muhtemel olmasıydı gözlerini korkutan. Zaman zaman görüyordum o ayakkabıyı ve ne zaman görsem sen aklıma gelirsin.

Sıradan başlayıp en başa koyduğum; yokluğum, yoksulluğum olursun o ayakkabıda…

Yokluğundu aslında beni mutlu eden; çünkü benim ancak o duyguyu yaşayabilecek kabiliyetim vardı. Hayat beni o yönde eğitmişti. Ne kadar çok benden uzak olursan o kadar çok sevmeye başlıyordum seni, sonsuz bir yokluk kaygısıyla.

Bu yüzden hep korktum, kararını değiştirip bir gün buralara gelmenden korktum. Çünkü gelirsen eğer sana olan özlemim bitecekti ve buydu seni bana sevdiren.

Biriktirip, sığınaklara gizlediğim özlemlerim eğer sen geri gelirsen açığa çıkacaktı, tüm şehri, şehirden gizlediğim arzularım saracaktı ve geriye boş sığınakların duvarlarında intihar etmiş sevgi ruhları asılı kalacaktı.

Onun için sen uzakta kal ne olur! Çünkü hiç ellenmemiş kırılganlıklarım vardı benimde senden kalan; eskide bırakılmış bir çocukluğun sakladığı o ayakkabıdaki gibi;
tahammülsüz bir yarayı kanatan…

Mesut Dursun(mda)

 
Eski bir inanışın üstündeki gerçekti; gün batımı güneşin gün aşırı sevincin ve her gün
sevilmenin.

Hiç bir tabiat olayının aklı almıyordu yüzündeki ışığı ve bugün herşey yeniden
başlıyacaktı, hayata bakışındaki umursamaz bir merhabayla.

Hiç yazılmamış bir hikayeye önsözdü doğumun yada son aralık bir satır sonuydu, iyi
kalpli bir yolcunun eksiltilmiş umudu.

Bir bahar yeniden yeşeriyordu bugün gözlerinde
elim, kolum, aklım, yüreğim ve acısı alınmış ne kadar mutlulluk varsa yeniden
heycanlanıyordu.

Bugün henüz yeni doğmuş küçük bir kız çocuğu oturuyor gözlerinde,
etrafındaki hareketliliğe aldırmadan, yanağındaki nar kızarıklığıyla, bir mutluluk arası
sızıverdin hayata…

Kişi başına düşen sevinçlerin azaldığı saatlerde, bir şehrin orta yerinde yada henüz
kimsenin gitmediği bir şehirde; sadece ihtiyacı olanlar için saklanmış gizli sığınaklardaki mutluluklar.

Bugün o sığınak kapıları hayata açılacaktı ve herkes istediği kişi için istediği
kadar alacaktı o mutluluklardan.

Her gün doğan güneş sırasını bugün sana verecekti ve tabiat kendine ikinci renk kabul etmişti, gözlerindeki yeşili…

Yarına sarkmış bütün hayallerinin garantisiydi yüzün;dizesi çarpık edebiyatın, tek başına
kalmış bir hayatın ve emekçi bir sevdanın hiç haketmediği kadar mutlu olduğu bir gündü
doğduğun gün.

Bütün iklimlerde gizlenmiş, kimsenin bilmediği yeni doğmuş bir yaşama sevincini kundaklamaya hazırlanıyor gün. Bugün bütün şarkıların önermesiydi yüzün .

Halka açık fikirlerde herşey serbesti her sevgiliye, yaşamaya değer ne varsa yada nerde yaşanmamış bir ömür kaldıysa yeniden doğmuştu bugün …

Güzelliğin, güzelleştirdi bütün çoğrafya engebeli hayatların, ve bugün yeni bir filiz verdi toprak, bütün çiçeklerin ortak arzu’suydu adın…

Mesut Dursun(mda)

 
 
 
 
Süresiz bir savaş halindeydik seninle ikimiz.
Kim kazanacak? Kim kaybedecek? Kim köle kalacak? Kim efendi olacak?
Kimseye güvenmiyordun bu savaşta, yanında kimseyide istemiyordun zaten…

Yüzünde; eskiyen bir çocuk yüzü olmak istiyordum ben!
Baktığın yerlerde yada hiç gitmediğin coğrafyalarda özlediğin bir ışık çarpıyor odanın penceresine.Alışkın değildi oysa, hem yıllardır yanlızlıktan soğumuş odan hemde perdesi hiç açılmamış penceren.

Hep ihmal ediliyordun,erteleniyordun yada hayat tarafından,başardığın öyküler önemsenmiyor,çok basit hatalarını ise affetmiyordu.Bunun için kapatmıştın belkide; kendini, gözlerinin baktığı yere.
Acıtan ve derin izler bırakıyordu,sevmeye yeltendiğin kişiler.Onlar seni sevmesede. sen yinede kendine kızardın hep az sevdim kaygısıyla..ve bunun için suçlardın kendini onlardan gizleyerek.Suç ortağı arardın kendine baktığın aynalarda .
Baktığın aynalarda öldürülen çocukluğun düşerdi gözlerine.Dudağının kenarındaki çukura düşerdi,yüzün için kurulan hayaller…Başkasının sessizliğini çoğaltırdı zaman o çukurlarda,baş ağırtan bir sessizlikti bu …

Senin bu dünya içinde ayrı bir dünyan vardı.Mesela sırf mutlu olsun diye,bir başkası için dua edebilecek umudunda inadında sahibiydi ruhun.Hayatın tekrardanlıklarından sıkılmak,senin için bir lükstü..Bazen o kadar çok kaptırıyordun ki kendini kendine,sen bile bundan korkuyordun.

Gitmediğin yerlere gitmek,yeni insanlarla tanışmak, onlarla sohbet etmek,onlara yüzünde kaybolan çocuk yüzlerini göstermek için bencilce zamanlar bekliyordun.Bazende tanıştığın o yeni insanlarda kendine ait bir benzeri yara izi arıyordun.Kendini yalnız hissetmemek için gördüklerin seni rahatlatıyordu.
Çünkü;
Sen daha az sevilmiştin, daha az unutulmuştun,sen daha masumdun onlardan.

Haklıydın;ruhun ile yüzün arasında yükselttiğin duvarlarda,Bu duvarlar seni hep çığlıklı bir yanlızlığa atıyordu oysa.Sana verilen her hayal, yanağının kenarındaki çukura düşüyordu bu duvar yüzünden…
”O derin, o karanlık, o soğuk çukur”

Bunun için devamlı kendini başka insanla karşılaştırıyordun,sürekli bir kalabalığı bırakıp başka bir kalabalığa karışıyordun.takip edemesinler beni, sevmesinler, çabuk unutulayım gibi isteklerin koşuyordu karanlıklara. İçinde taşıdığın o tuhaf ışık bile yardım edemiyordu artık sana, devamlı bir yolculuk halindeydi ruhun…

O kadar çok uzaklaşmıştın ki kendinden, bir başkasının yardımına ihtiyacın vardı artık kendin olmak isteğinde.

Yükselttiğin duvarlarından kendin bile korkmaya başlamıştın, başkalarını yaralarını sararken senin bütün yaraların açıkta kalmıştı. O yaralardan akan kirli kan seni çoktan bir başkası yapmıştı zaten.

Sahip olduklarının, benim dediklerinin hep bir adım karanlığında kalmışsın
Sen;
senin için ayrılan zamanlarda, yüzünde ölen bir çocuk ruhunda ayrı bir oda açmışsın,
içinde yalnız sen olan.

Mesut DURSUN (mda)

 
 
Aşk; tek kişilik bir eylemdi illegal yüreklerde.

Bağırmak serbestti, bir sevgiliye bağlanmakta,

göz menzili yakınlaşmalarda.

Bir kalbi izinsiz işgal etmenin tecellisiydi özgürlük,

tek celselik duruşmalarda.

Yüzüne bakmak hüzün çoğaltır sadece yüzümde,

çığlığa müsait sus/kunuşlarda.

Kefaleti ödenmiş bir ömrün,iki taraflı ayrılıklarda.

Şimdi;

Susmalıydı aşk.

Karar;

Gidenin arkasından Yas ilan edilmişti.

Oysa aşk yas/a dışı bir eylemdi sevgili…

Mesut Dursun (mda)

 
 
O yalan,düşmüştü gözlerine.

Düşündükçe acıtan, kanayan…
Belli zamanlarde sevmeliydi insan sadece,

bir mevsimi bir iklimi varmış gibi sanki aşk-ın.

Şaşkın deliliklerde gizlemeliydi gerçeklerini ve

gidecekse eğer,

çok fazla kalabalıklaşmadan şehir;

öyle terk etmeliydi sevdiğini…

O yalan düşmüştü gözlerine;

baktıkca kayıplaştıran ümitleri.

Sen;

Henüz kimse kapatmadan kapılarını,

düşlerinle dışarda kalmadan, sevmelisin birini.

Acele et!

Henüz kentin kalabalıklaşmadan,kaybolmadan kendin,

Gözlerindeki o gerçekle oyalan/ma

S/onsuz et kendini.

Mesut Dursun (mda)
Toplam 2 sayfa, 2. sayfa gösteriliyor.12