Ülke: Endonezya
Şehir: Jakarta, Banda Aceh
Semt/Belde/Köy vb: Sumatra, Java Adaları

 

 

THY nin jakarta uçağı ile önce Singapur’a oradan da Endonezya’nın başkenti Jakarta’ya uçuyoruz. Yaklaşık 13 saat süren bir uçuş sonrası ülkemizle 4 saat farkı olan dünyanın en kalabalık müslüman ülkesine varıyoruz. 240 milyon insan yaşıyor bu adalar ülkesinde resmi verilere göre.Ama gayri resmi rakamlar 270 milyonlara tırmanıyormuş.

Toplam 13 kişilik ticari heyet için yaklaşık 1 haftalık bir program ayarlanmış. Araları geziler serpiştirilmiş. herkeste bir heyecan ve merak…13 milyonlu Jakarta’nın  ilk dikkat çeken özelliği diğer Asya ülkelerinden farksız olarak yoğun motosiklet kullanımı. Trafik ise sanırım dünyanın en kötü trafiği. 10 km lik bir mesafeyi ortalama 2 saatte alıyoruz. 2011 mart ayında cumhurbaşkanımızın yapacağı resmi ziyaret sonrası vizelerin tamamen kaldırılması beklemiyor. Biz vizeyi Jakarta havaalanında 5 dk da aldık. Jakarta’nın da içinde bulunduğu adanın adı Java. Java’dan sonra ise tsunaminin 2004 vurduğu Sumatra adasının en ucunda yer alan Aceh’in merkezi Bande Aceh’e geçiyoruz.

Dünyada Türklerin bu kadar sevildiği bir ülke daha var mı bilmiyorum. Orda olduğumuz süre boyunca hep sevgi ve saygı gördük. Rüşvetin vakayı adiyeden sayıldığı bu ülkede, Jakarta’da fazla zaman geçirmemek en mantıklısı. Çünkü adam gibi gezip dolaşacağınız tek bir caddesi yok. Gelir dağılımı arasında kocaman uçurumların olduğu bu ülke inanılmaz pis ve bakımsız. Her yıl ortalama 50 milyar dolar bütçe fazlası veren Endonezya, bu parayı altyapısına neden harcamıyor çok garipsedik.

Ticaretin %70 i Çinlilerin elinde. Dünyanın en kaliteli kahvesi burada üretiliyormuş. Buraya has ağaçlardan üretilen mobilyalar diğer ilgi çeken bir sektör. İnşaat ve maden konularında ise yatırımcıya ihtiyaç duyuyorlar.

Endonezya parası oldukça değersiz. Paramız onlarınkinden yaklaşık 5 kat daha değerli. Buna rağmen çokta ucuz sayılmayacak bir ülke. Akaryakıt ucuz.

jakarta ile Bande Aceh arası 2,5 saatlik bir uçak yolculuğu. Çok sevimli ve yaşanası bir yer Aceh. Osmanlı Sultanı 2. Selim’in Aceh sultanının talebi doğrultusunda Aceh’i Portekiz istilasından kurtaran Osmanlı askerlerinin yattığı şehitliği görmek gözlerimizi yaşarttı. Küçük bir müze bile yaptırmış bir Türk derneği. Gelin görün ki tavandan su alan, dış kapısı çürüyen bir halde yüreğimiz burkuldu. Kalan Osmanlı askeri oradan evlenmiş ve günümüzde orada bir Türk köyü olarak adlandırılan bir köy oluşmuş. Dedelerinin Türk olduğunu söyleyen onlarca Aceh’li ile tanıştık.

Tsunaminin izleri halen görülüyor. Tsunamiye kadar iç çatışmaların yoğun olarak yaşandığı Aceh, Tsunami sonrasında ülkeye akan yaklaşık 7 milyar doların bir kısmını militanları dağdan indirmek için harcamış. Her birine ciddi paralar vermiş. Şu an terör bitmiş durumda. Tsunaminin yaklaşık 400 bin can aldığı söyleniyor. Çürüyen cesetleri toplu mezarlara gömmüşler. Kızılay ve birtakım yardım kuruluşlarının yaptırdığı konutların büyük kısmı boş. Okyanus suları 5 km içeriye girmişler ve onlarca metre yükselen sular 3500 ton ağırlığında bir gemiyi Aceh’in tam 5 km içine getirip bırakmış. Sular çekilince de gemi orda kaldı tabi…

Safari turu, Pasifik te muhteşem okyanus keyfi, hayatımda yediğim en leziz balıklar aklımda kalan diğer detaylar. Türk girişimcilerin 2 si Aceh’te olmak üzere Endonezya’da Toplam 7 okul yaptırdıklarını, bunların bir kısmını Endonezlerle işlettiklerini öğreniyoruz. 2 okul ziyeret ediyoruz. Türk bayrağı ve Atatürk posteri hemen girişte karşılıyor bizi. Endonez kızların okuduğu Türkçe şarkı ve şiirlerle gururlanıyoruz.

Endonez halkı asla yaşını göstermiyor. 30 yaşında olduğunu tahmin ettiğiniz bir kadın ya da erkek 50 yaşında olabiliyor mesela. Ekmek yemiyorlar. oldukça fit ve sağlıklı görünüyorlar. Rahat ve tembeller. Bizler gibi tezcanlı değiller.

Zaman zaman bastıran inanılmaz yağmur en az yarım saat sürüyor. Havanın her daim 30-35 C olduğu bu ülkenin insanları Türk lokumuna bayıldılar. Değişik bir deneyimdi. Memnun kaldım.Farklılık arayanlara tavsiye derim dostlar… 

 

Hadi İstek

 
 
Anadoluya doğru yola çıkanlardan biri Ebul Hasan El Harakani Hazretleri. Mevlana ondan övgüyle bahseder. 1033 yılında Karstaki Yahniler dağında düşmana karşı savaşırken şehit düşer.

Kanatlanıp pervaz etmeyi, yükselip gökler ötesi alemlere varmayı kim istemez ki? Gönül Hayatında ‘tevhide ulaşmayı ve ruhani zevklere gömülüp gitmeyi kim arzulamaz ki? Duygu ve düşüncede saflaşıp özüne ermeyi, insani melekelerini geliştirip rabbanileşmeyi kim düşünmez ki? Elbette bunlar dünyaya geliş amacını bilen herkesin hayalidir. Ama herkes böyle olmayı başaramıyor. Çünkü; cismani zevklerden sıyrılıp behimi arzulara başkaldırmak, binbir kötü duygulardan geçerken bedeni hazlara “Evet” dememek, bir çocuk gibi şu dünyanın çamuruna batmamak kolay olmuyor. Evet… İnsanın yürüdüğü yolda veya yolun sonunda “Esfele-i safilin” de var, “Âlâ-yı illiyyîn” de var, şeytanı şeytanlıkta geri bırakmak da. Tıpkı Efendimizin (sas) sevgisi ile kalbi dopdolu olan Ebul Hasan El Harakani Hazretleri gibi. O meleklerin ulaşamadığı ufuklara ulaşanlardan. O sadece Peygamberimizin izini takip ederek insanlığa iyiliği tavsiye edip kötülükten men etmek için Horasandan hicret edenlerden biri.

 
Ebul Hasan El Harakani Hazretleri… O Selçukluların Anadoluya girişini kolaylaştırmak için yola koyulanlardan biri. 1033 yılında Karsta bulunan Yahniler dağında düşmana karşı savaşırken şehit düşüyor. Harakani Hazretleri öyle bir hayat yaşadı ki, ölümünden sonra gelen Mevlânâ Celaleddin-i Rumi Hazretleri gibi birçok zat kendisinden övgüyle bahseder. Hatta asrın müellifi, Ebul Hasan El Harakani Hazretlerini, ölmelerine rağmen halen yeryüzünde tasarrufu devam eden beş büyük zattan biri olarak ifade eder. Çünkü; O daha dünyada iken ahireti görmeyi başardı. İnsanların imanlarının kurtuluşuna hizmet etmeyi varlığının gayesi olarak gördü. Birçok ulema gelip geçmiştir şu hayattan ama en önemli beş büyük zattan sayılmasına rağmen Harakani Hazretleri çok az kişi tarafından biliniyor.
 
Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ve Bediüzzaman Said Nursi kaynaklarında ve sohbetlerinde Hasan Harakaniden övgüyle bahsediyorlar. Ebul Hasan Harakani evliyanın büyüklerinden, insanları hakka davet eden ve kendilerine Silsile-i Aliyye adı verilen büyük alim ve velilerin altıncısıdır. Zamanın hükümdarı Sultan Mahmud-i Gaznevi, onun sohbetinde bulundu. Hatta Ebul Hasan Harakaninin ona bir de hırkasını hediye ettiği bizlere rivayet ediliyor. 963 ile 1033 yılları arasında yaşayan Ebul Hasan Harakani Hazretlerinin asıl ismi Ali b. Ahmet b. Caferdir. Mevlânâ Mesnevisinde ise “Ebul Hüseyn” diye geçer. Prof. Dr. Reynold Nicholson, Mevlânânın Mesnevisine yazmış olduğu şerhte şunlara dikkat çekiyor: “Mevlânâ Celaleddin-i Rumi şiirlerinde her ne zaman “Şeyh-i Din” kavramını kullanırsa bundan amacı Şeyh Ebul Hasan Harakani olmuştur.” Yine Mevlânâ birçok sohbetinde “Bizim söylediklerimiz Ebul Hasan Harakaniden aldıklarımızdan başka bir şey değildir.” diye belirtiyor.
 
Ebul Hasan Harakaninin tasavvufi anlayışında muazzam bir insan sevgisi hakimdir. İnsanlara hizmeti kendi varlığının gayesi olarak kabul etmiştir. “Allahım; Keşke ben ölseydim de, başkaları ölümü tatmasaydı” veya “Keşke bütün yaratılmışların cezasını bana çektirseydiler de, onlar cehenneme gitmeseydiler” sözleri bunun en açık örnekleridir. Hasan Harakani mükemmel bir ruh inceliğine sahipti; “Allahım gariplerin benim tekkemde ölmelerine müsaade etme. Zira Ebul Hasanın tekkesinde bir garip öldü derlerse, ben o garibin ölümüne tahammül edecek güce sahip değilim” şeklinde Allaha yalvarıyor. Ebul Hasan Harakani Hazretlerinin irfani açıklamalarını oluşturan “Nurul Ulum isimli eseridir. Bu yazma tek nüsha halinde Britanya Müzesi kütüphanesinde bulunuyor. İlk olarak 1914 yılında İngilizce olarak Prof. Dr. Reynold Alleyne Nicholsonun “The Mystics of İslam” isimli eserinde bir bölümünü tercüme ederek kitabının 5. bölümü olan “Veliler ve kerametler” kısmında yayınlanmıştır. Yine Rus tarihçisi Vasiliy Vladimiroviç Bartoldsda bu eseri, 1929da Rusça ‘İran adlı dergide yayınlamıştır.

Harakani Hazretlerinden çağımıza bir ders

Ebu Hasan Harakani, çağdaş olduğu Ebul Hasan Kureyşi, Ebul Abbas Kassab, Ebu Said, El-Miheni gibi mutasavvıflarla, Gazne Hükümdarı Sultan Mahmud gibi devlet ricaliyle, İbni Sina gibi felsefe ve tıp otoriteleriyle görüştü. Sultan Alparslanın Karsı fethinden (1064) 32 yıl ve Hoca Ahmed Yeseviden yaklaşık bir asır önce Anadoluya müridleriyle gelen Ebul Hasan Harakani, Anadolunun manevi fütuhatının Alperenlik ruhuyla ilk tohumlarını atmış ve ondan sonra Anadoluya gelen Ahmed Yesevinin müridleri Doğuda bu tohumları yeşertmiş ve Anadolu içlerine ilerleyerek buralara yeni tohumlar serpmişlerdir. Ebul Hasan Harakani 1033 yılında Karsta Yahniler dağında şehit düşüyor. Hicri 421-429 yılları arasındaki Kars muharebelerine müridleriyle birlikte katılan Ebul Hasan Harakani, sağ bacağından ve sol omuzundan yara alarak kan kaybından şehadete ulaşıyor. Ebul Hasanın Kars şehrinde türbesinin bulunması, türbedeki kitabenin kendisinden bahsetmesi onun burada şehit düştüğünü ıspatlıyor. Evliya Çelebi seyahatnamesinde 1579da 3. Muradın Lala Mustafa Paşayı İrandan gelebilecek saldırılara karşı Kars Kalesini inşa için gönderdiğinde, Ebul Hasan Harakaninin de türbesinin yeniden inşa edildiği belirtiliyor.

 
“Şu iki kişinin çıkardıkları fitneyi, şeytan bile çıkaramaz: Dünya hırsına sahip alim ve ilimden yoksun sofi” diyerek asrımıza bir ders veren Hasan Harakani, “Nimetlerin en iyisi çalışarak kazanılandır.” demekle de 10. asır öncesinden çalışmanın ve helal lokma yemenin önemini vurguluyor. Meleklerden daha üst mertebeyi kazanmış bu büyük zatların himmeti bitmez, bu dünyadan göçseler bile. Çünkü onlar bu dünyada iken de ahireti görmeyi başarmışlardı. O veya onlar Allah ve Resulünün sevgisini bütün dünyaya yaymaya çalıştılar, sevgi dolu ve aydınlık bir dünya için. Her Müslüman da tıpkı onlar gibi barışın ve huzurun teminatı olmalıdır..
 
 
Orhan Karakaş